Katılma Hakkı: Söz Hakkının Kalbe Dokunan Hikâyesi
Bir Hikâyeyle Başlayalım: Küçük Bir Kasabada Büyük Bir Söz
Bazı hikâyeler vardır, sadece bir olay anlatmaz; bir toplumun kalbine ayna tutar. Bu, tam da öyle bir hikâye…
Bir zamanlar, ufak ama umut dolu bir kasaba vardı: Elmasköy. Burada yaşayan insanlar sessizdi; çünkü yıllardır kararları hep başkaları alıyordu. Köy meydanına yapılacak çeşmeden tutun da çocukların gideceği okulun adını belirlemeye kadar her şey, birkaç kişinin iki dudağı arasındaydı.
Ama o yıl, bir şey değişti. Çünkü iki kişi ortaya çıktı: Biri, çözüm odaklı ve stratejik düşünen mühendis Eren, diğeri empatik ve ilişkilere önem veren öğretmen Lale.
Fikirlerin Gücü: Birlikte Konuşmanın İlk Adımı
Eren’in Planı: “Çözüm için Söze İhtiyacımız Var”
Eren yıllardır köyde yaşayan biri olarak şunu fark etmişti: İnsanlar susuyordu çünkü dinlenmeyeceklerini sanıyorlardı. Bir gün köy kahvesine girdi ve yüksek sesle şöyle dedi:
“Eğer hepimiz için daha iyi bir yer istiyorsak, herkesin fikrine ihtiyacımız var. Sadece yönetenlerin değil, yaşayanların da sesi duyulmalı.”
Bu sözlerle birlikte kasaba halkının içinde yıllardır biriken cümleler dökülmeye başladı. Katılma hakkı işte böyle filizlendi: İnsanların düşüncelerini özgürce dile getirebilmeleri, kararlarda söz sahibi olmalarıydı.
Lale’nin Dokunuşu: “Fikrin Kadar Kalbin de Değerli”
Lale ise bu sürecin yalnızca mantıkla değil, kalple de yürütülmesi gerektiğini biliyordu. Bir akşam ev ev dolaşarak kadınlarla, yaşlılarla, gençlerle konuştu. Onlara şunu söyledi:
“Senin fikrin küçük değil. O fikir, hepimizin geleceğini değiştirebilir.”
Böylece, katılma hakkının ikinci önemli boyutu ortaya çıktı: herkesin fikrinin değerli olduğuna dair güven hissi. Katılım sadece söz söylemek değil, o sözün duyulacağına inanmakla da ilgilidir.
Katılma Hakkının Temel Taşları
1. Karar Alma Sürecine Katılım
Eren’in önerisiyle köyde ilk kez “ortak karar toplantıları” düzenlendi. Meydanın ortasına masa kuruldu, isteyen konuştu, isteyen yazdı. Çocukların parkı nereye yapılacak, bütçe nasıl kullanılacak, hangi etkinlikler düzenlenecek… Artık hiçbir şey tepeden inme değildi. Katılma hakkının bel kemiği de buydu: insanların alınan kararlarda söz sahibi olması.
2. Bilgiye Erişim
Lale’nin isteğiyle her toplantıdan önce kolay anlaşılır bilgi broşürleri dağıtıldı. Katılım, bilgi olmadan mümkün olmazdı. İnsanlar neye “evet” ya da “hayır” dediğini anlamalıydı. Bilgiye erişim hakkı, katılımın ön koşuluydu.
3. Öneri ve Geri Bildirim Hakkı
Kasaba sakinleri sadece karar öncesinde değil, sonrasında da konuşabildi. “Bu işe yaramadı” ya da “Bunu daha iyi yapabiliriz” diyebildiler. Katılma hakkı, yalnızca oy vermekle bitmiyordu; öneri sunmak, eleştirmek, süreci şekillendirmek de bu hakkın parçalarıydı.
Birlikte Değişen Kasaba: Hakların Hayata Geçişi
Bir Sonuç Değil, Bir Başlangıç
Aylar geçti. Elmasköy artık eski Elmasköy değildi. Yeni okulun adı halk tarafından belirlendi, parkı çocuklar tasarladı, festival programını gençler planladı. İnsanlar sadece yöneten değil, yön veren oldular. Eren’in stratejisiyle işler sistematik yürüdü, Lale’nin empatisiyle herkes kendini önemli hissetti.
Katılma hakkı, sadece bir anayasa maddesi değil, bir toplumun nefes alma biçimiydi. O köyde insanlar artık yalnızca yaşayan değil, geleceği birlikte inşa eden bireylerdi.
Kalpten Bir Son Söz
Belki biz de Elmasköy gibi bir yerde yaşıyoruzdur. Belki sesimizi duyan olmamıştır ya da fikirlerimiz küçük sanılmıştır. Ama unutmayın: Katılma hakkı, “ben de buradayım” demenin en güçlü yoludur. Her fikir bir tuğla gibidir; bir araya geldiklerinde geleceği inşa ederler.
Peki sizin fikriniz ne? Bugün bir konuda söz sahibi olabilseydiniz, neyi değiştirmek isterdiniz? Yorumlarda buluşalım ve bu hikâyeyi birlikte büyütelim.