İçeriğe geç

Kanıksama duygusu ne demek ?

Kanıksama Duygusu Ne Demek?

Kanıksama duygusu… Ne kadar kulağa sıradan ve tek kelimelik bir şey gibi geliyor, değil mi? Ama işin aslı öyle değil. Bu basit görünen duygu, aslında insan psikolojisinin ve toplumsal yapısının oldukça derinliklerine inen bir kavram. Hepimiz bir şekilde yaşamımızda, karşılaştığımız olaylara karşı “normal” olmayı, alışmayı, bir tür “süregeldirilebilir” hale gelmeyi öğreniyoruz. Ancak bazen, kanıksama duygusu sizi köleleştirebilir. Ama bazen de sizi bir bakıma huzurlu yapar. Peki, bu duygunun gücü nereden geliyor? Kanıksama, bir alışkanlık mı, yoksa gerçekten hayatın kaçınılmaz bir parçası mı?

Bunu tartışmaya açalım.

Kanıksama Duygusunun Güçlü Yönleri

Bir şeyin sürekli olarak karşımıza çıkması, bunun sonunda bizde bir “kanıksama” duygusu oluşturması aslında, insan doğasının en temel özelliklerinden biri. Mesela, gündelik yaşamımızda birçok olayı kanıksıyoruz. Sabahları işe gitmek, okula gitmek, sosyal medyada geçirilen saatler… Bunlar o kadar hayatımıza işlemiş ki, neredeyse hiç sorgulamıyoruz. Bir anlamda, hayata tutunmanın en kolay yolu oluyor. Alışmak, bizleri yaşamla barıştıran, rahatlatan bir güç taşıyor. Kanıksama duygusu, çok sevdiğimiz bir şarkıyı yıllarca dinlerken bile bir tat alabilmek gibi bir şey. Aynı şeylere rağmen, bir tür tatmin duygusu oluşturuyor.

Mesela, şu an sabahları kaldırmak ve işe gitmek gibi bir alışkanlık mı oluşturmak zor olurdu? Kesinlikle! Hele ki, özellikle İstanbul gibi büyük bir şehirde trafikle uğraşan biri olarak, bir yerden bir yere gitmek bile büyük bir zafer gibi hissedilebilir. Burada kanıksama, başta zorlu bir süreç olsa da, bir noktada tamamen sistemin bir parçası hâline gelmek gibi.

Bir diğer olumlu tarafı ise, kanıksamanın aslında bizim için bir güvenlik ağı oluşturmasıdır. Hep aynı şeylerin olması, yaşamda belirsizlikten kaynaklanan kaygıyı azaltır. Bir işin yolunda gitmesi, trafik saatinin belli olması gibi küçük ama önemli öngörülebilirlikler, her gün karşılaştığımız değişkenlikler arasında bir denge unsuru yaratır.

Kanıksama Duygusunun Zayıf Yönleri

Ama burada devreye çok kritik bir sorun giriyor: Kanıksama, bazen daha büyük bir olayı görmemizi engelleyebilir. Çünkü alıştıkça, çevremizdeki dünyaya körleşmeye başlarız. Durumlar kötüleşmeye başladığında bile, hep aynı şeylere alışmış olduğumuz için, bu kötüleşmenin farkına varmakta zorlanabiliriz.

Bir örnek vereyim: İzmir gibi güzel bir şehirde yaşıyorum. Kendi şehrimin sokakları, meydanları, insanları… Yıllarca aynı çevrede dolaşmak, sürekli aynı şeylere şahit olmak, bir süre sonra bana ilginç gelmemeye başladı. O kadar ki, her gün gördüğüm bu manzara ve insanlar arasında kaybolmaya başladım. Bu kaybolma hali de bana kanıksama duygusunun yarattığı o “görmeme” durumunun ne kadar tehlikeli olduğunu fark ettirdi. Evet, bende bir alışkanlık oluştu. Ama o alışkanlık, bir noktada hayatı ve insanları anlamamı zorlaştırdı. Bu kadar sıradan bir şeyin içinde, belki de en değerli anları kaçırıyordum.

Daha ciddi bir meseleye gelelim. Toplumda sıkça gördüğümüz büyük sosyal eşitsizlikler, güvensizlikler ve yanlış politikalar da kanıksama duygusunun doğrudan ürünü olabilir. Mesela, yoksulluk, adaletsizlik veya ayrımcılık gibi büyük toplumsal sorunlar… Bir noktada, bu tür olaylara karşı duyarsızlaşmak, kanıksamak ve hatta bunları “normal” kabul etmek, toplumların tepkisizleşmesine yol açabilir. Ve işte bu noktada, kanıksama, çok tehlikeli bir “görmemezlik” yaratabilir. İnsanlar, toplumsal sorunları görmezden gelmeye başladıklarında, o sorunun çözülmesi de giderek daha zor hale gelir.

Kanıksama Duygusunun Sosyal Medya ve Günümüz Toplumuna Etkisi

Şimdi bir de sosyal medya tarafına bakalım. Her gün sosyal medya uygulamalarını açıp, sürekli aynı şeylere göz atmak; popüler kültürün, gündem maddelerinin, influencer’ların yaşamlarının “normal” hale gelmesi. Bu da kanıksamanın etkisiyle bir tür kültürel uyuşma yaratıyor. “Herkes bunu yapıyor, demek ki doğru” diye düşünüp, düşünmeden aynı şeylere göz attığımızı fark etmiyoruz. Ne oluyor? Sonra toplumda hep aynı gündemler, aynı gündelik problemler tekrar ederken, bir yerde duraklamaya başlıyoruz. Halbuki, toplumsal bir devrim ya da büyük bir değişim olabilecekken, biz “bir şeyler değişiyor mu” diye sorgulamayı unutur hale geliyoruz. “Bunu da kanıksadık” diyoruz.

Sosyal medyada kanıksadığımız bir diğer şey de sürekli olarak pozitif olma zorunluluğu. Bunu hepimiz yaşıyoruz. Bir yandan da hayatı kendi haliyle yaşamak, duygusal anlamda ciddi bir boşluk oluşturuyor. Ama kanıksıyoruz. Çünkü başkaları da aynı şekilde yaşıyor. “Her şey yolunda” demek zorunda kalıyoruz.

Sonuç: Kanıksama Gerçekten İyi Mi?

Kanıksama duygusu, hem bir güvenlik hissi verirken hem de bizi dünyadan koparabilir. Sosyal hayatta ve bireysel düzeyde alışkanlıklar oluşturmak, bir noktada bizi rahatlatabilir; ancak bu aynı zamanda her şeyin normale bağlanması, bazen toplumun daha fazla ilerlemesini engelleyebilir.

Kanıksama ile ilgili tartışılacak çok şey var. Bir noktada hayatın her yönüne adapte olmak, sorumluluklardan kaçmak gibi bir sonuç yaratıyor olabilir. Ama diğer tarafta, dünyayı yeniden görmek, duyarlılığımızı kaybetmeden yaşamak gibi bir mücadele var. Şimdi size soruyorum: Kanıksama duygusunun ne kadarının hayatımızı kolaylaştıran, ne kadarının ise bizi tembelleştiren bir şey olduğunu hiç sorguladınız mı?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betcivdcasino mobil girişilbet casinoilbet yeni girişBetexper giriş adresi güncellendibetexper.xyzm elexbet